Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.


Ekol Hoca
Konu İsmi : Mustafa Reşid Paşa
Bilgi: Konu İle İLgili Yorumlarınızı Belirtebilir, İlave Ek Katkı Sağlayabilirsiniz, İstediğiniz Gibi Faydalanabilirsiniz

Googlede Arat : Mustafa Reşid Paşa

Rastgele Konu: Mutezile
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Mustafa Reşid Paşa  (Okunma Sayısı 234 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ebû_Davud



Süper Üye

*****


Üye No : 5

Cinsiyet : Bay

Nerden : Evden :)

Konu  : 1244

Mesaj : 3293

Aldığı Teşekkür: 150
www.maviekspres.com
Üyelik Bilgileri WWW
Offline
« : 24 Eylül 2008, 18:35:32 »

MUSTAFA RAKIM, KAZASKER
 
(bk. RAKIM EFENDİ, MUSTAFA).
 
MUSTAFA REŞİD PAŞA
 

(1800-1858) Osmanlı sadrazamı, Tanzimat döneminin Önde gelen devlet adamlarından.

16 Şevval 1214te (13 Mart 1800) İstan­bul'da Davutpaşa mahallesinde doğdu. Koca ve Büyük lakaplarıyla anılır. Babası II. Bayezid evkafı rûznâmçecisi Mustafa Efendi'dir. İlk eğitimini babasından aldı. Bir süre mahalle mektebine devam etmekle birlikte düzenli bir öğrenim görmedi ve kendi kendini yetiştirdi. Küçük yaşta ba­basını kaybedince eniştesi Ispartalı Sey-yid Ali Paşa tarafından himaye edildi; pa­şanın serasker olarak Mora'ya ve ardından Hüdâvendigâr ve Kocaeli mutasarrıflığına tayininde onun yanında bulundu. Enişte­sinin kısa süren sadâreti sırasında (1820-1821) mühürdarlık vazifesini üstlenip dev­let memuriyetine girdi. Seyyid Ali Paşa'-nın görevden alınmasından sonra Davut­paşa mahallesindeki evine çekildi, geçim sıkıntısı içinde geçen bir dönem yaşadı. Ardından Beylikçi Akif Efendi'ye intisap et­ti ve Babıâli Mektûbî Kalemi'ne tayin edil­di. Onun aracılığıyla 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında orduyla hareket eden Sadrazam Sırrı Paşa maiyetine mühürdar olarak verildi. Ordudan yazdığı tahriratta­ki sade anlatımı ve terkip kudreti II. Mah-mud'un dikkatini çekti. 1829 Edirne ba­rış görüşmelerine başkâtip sıfatıyla katıl­dı. Daha sonra âmedî odasına geçti. Bu­rada, yeteneklerini takdir eden Reîsülküt-tâb Pertev Efendi'nin şahsında kendisine bütün ömrünce bağlı kalacağı önemli bir hami buldu ve Kavalaiı Mehmed Ali Paşa ile yapılan görüşmelerde ikinci kâtip ola­rak onunla beraber Mısır'a gitti (1830). Böylece ileride devleti çok zor durumda bırakacak olan Mısır meselesiyle tanışmış oldu. Dönüşünde âmedî vekili (1833) ve Haziran 1832'de asaleten âmedî oldu. Mı­sır kuvvetlerinin Konya'daki galibiyeti üze­rine Halil Rifat Paşa maiyetinde tekrar Mı­sır'a gitti. Kütahya'da Kavalalı İbrahim Pa­şa ile yapılan görüşmelere katıldı (Mart-Mayıs 1833). Adana muhassıllığının Kava-lalr İbrahim Paşa'ya bırakılmasının önlenememiş olması sebebiyle gözden düştü.

1830'da Fransız işgaline uğrayan Ceza­yir'in durumunu görüşmek ve tahliyesini sağlamak amacıyla âmedîlik üzerinde kal­mak üzere Temmuz 1834'te fevkalâde or­ta elçi sıfatıyla Paris'e gönderildi. Viyana'-da Prens Metternich ile görüşme fırsatı buldu, Mısır ve Cezayir meselelerinde Avus­turya'nın desteğini kazanmaya çalıştı. Özel­likle Fransız basınında Osmanlı Devleti le­hinde propaganda yapılması ve Mısır Va­lisi Mehmed Ali'ye karşı kamuoyunun ka­zanılması yönünde girişimlerde bulundu. Mart 183S'te İstanbul'a döndü ve Tem­muz ayında Paris'e daimî elçi olarak tayin edildi. Eylül 1836'da Londra elçiliğine ge­tirildi. Özellikle devrin büyüK askerî ve eko­nomik gücü olan İngiltere'nin yardımının sağlanması için çalıştı. İngiltere'nin Ceza­yir'in işgali hususunda tarafsızlıktan ay­rılmamış olmasına rağmen Mehmed Ali Paşa'nın ihtiraslarına gem vurulması konusunda Osmanlı Devleti'nin yanında yer almasını teminde başarı kazandı.

Paris'te ve Londra'da geçirdiği üç yıl içinde Avrupa diplomasisini yakından ta­nıyan, Fransızca'sını ilerleten ve önde ge­len devlet adamlarıyla görüşmeler yapa­rak tecrübe kazanan Mustafa Reşid 1836 sonbaharında Hariciye müsteşarı, 13 Ha­ziran 1837'de Hariciye nâzın oldu. Mehmed Ali Paşa'ya karşı askerî ve siyasî desteğin sağlanması amacıyla İngiltere ile devlet tekelinin kaldırılmasını ön gören bir ticaret antlaşmasının imzalanmasında (16 Ağus­tos 1838) önemli rol oynadı. Ardından bu devletle bir ittifak oluşturulması göreviyle Londra büyükelçiliğine tayin edildi. Devlet yapısının geniş ölçüde ıslah edilmesine da­ir görüşleri sebebiyle şahsına karşı oluşan muhalefet yanında padişahın da bu konu­daki tavrının değişebileceği endişesi yü­zünden bu tayinin bizzat kendisi tarafın­dan istendiği ileri sürülür.[49]

Abdülmecid'in tahta çıkması üzerine İs­tanbul'a dönerek huzura kabul edildi (8 Eylül 1839). Nizip'teki yenilgi sebebiyle had safhaya ulaşan Mısır meselesinin çözü­münde etkin bir rol üstlendi ve Tanzimat Fermanı'nın ilân edilmesini temin etti (3 Kasım 1839). İngiltere'nin yardımıyla Meh­med Ali Paşa'nın yalnızca Mısır'la yetin­mesi ve hukukî yönden devlete sıkıca tâbi olmasını sağladı. Mısır'ın ödeyeceği yıllık vergi miktarını belirledi. Malî işlerin İstan­bul'dan gönderilecek bir defterdar göze­timine bırakılmasında ısrar etti. Ancak bu husus, anlaşmazlığın uzamasına yol aça­cağı endişesinden dolayı azline sebep oldu (31 Mart 1841) ve Paris'e dördüncü defa elçi sıfatıyla gönderildi (16 Temmuz). Bul elçiliği esnasında Suriye'de Mısır işgalinin sona ermesiyle ortaya çıkan meseleler ve özellikle Cebelilübnan'ın yeni bir düzene kavuşturulması üzerinde çalıştı. 3 Mart 1843'te İstanbul'a döndü. Ardından Edir­ne valiliğine tayin edildiyse de kabul etme­di ve bir süre sonra tekrar Paris elçiliğine gönderildi. 25 Ocak 1844 - 24 Ekim 1845 tarihleri arasındaki bu elçilik döneminde de Lübnan'a verilen yeni statünün belir­lenmesiyle ilgilendi.[50] 24 Ekim 1845'te Hariciye nazırlığına getirildi. Mısır valisinin bağlılığını arzetmek üzere İstanbul'a gelmesinin bu nazırlığı esnasın­da gerçekleşmiş olması kendisine sadâret kapısını açtı (28 Eylül 1846). Kısa süren bu ilk sadâretinde ıslahat çalışmalarına devam etti. Karma ticaret mahkemesi ihdası, iş­kencenin yasaklanması, Mekâtib-i Umû-miyye Nezâreti'nin kurulması, Hazîne-i Ev­rak binasının yapımı bu zamana rastlar. Serasker Damad Said Paşa'nın önderlik et­tiği muhaliflerine karşı verdiği mücadele neticesinde 28 Nisan 1848'de azledildiyse de 12 Ağustos'ta ikinci defa sadârete ge­tirildi. 26 Ocak 1852'de görevden alındı. 5 Ağustos 1852 tarihine kadar sürmek üze­re üçüncü defa sadrazam oldu (5 Mart 1852). Bu sadâretleri esnasında kurulma­sı düşünülen Encümen-i Dâniş'in açılma­sında etkili rol oynadı (Temmuz 1851) An­cak bu kurumun Avrupa"daki örnekleri gi­bi bir ilimler akademisi şeklinde gelişmesi mümkün olmadı. 1848 ihtilâlleri sebebiy­le Avrupa'da yayılan karışıklıkları yakından izledi. Macar ve Leh milliyetçilerinin Os­manlı Devleti'ne ilticası ve bundan ötürü Rusya ve Avusturya ile ciddileşen siyasî münasebetleri İngiltere ve Fransa'nın da­yanışmasını sağlayarak aşmaya çalıştı. Bun­ların iade edilmesiyle ilgili baskılara karşı çıkıp Avrupa'da Türkler'e yönelik olumlu bir havanın meydana gelmesine vesile oldu. Bu durum Kırım savaşı esnasında (1853-1856) söz konusu devletlerin, Avrupa'da-ki liberal kesimlerin ve geniş halk oyunun desteğini sağlayıp Osmanlı Devleti'nin ya­nında savaşa katılmalarını kolaylaştırdı. Sadrazamlıktan azlinin ardından Prens Mençikof un İstanbul'a gönderilmesiyle başlayan krizin aşılması için Hariciye Nezâ-reti'ne getirildi (14 Mayıs 1853). Ortodoks­lar üzerindeki hâmiliğinin resmen bir an­laşmaya bağlanmış olarak teminini iste­yen Rus tekliflerinin reddedilmesinde esas âmil oldu.

23 Kasım 1854'te dördüncü defa sadra­zamlığa getirildi. Süveyş Kanalı projesine karşı çıkması Fransa'nın tepkisine yol aç­tığından bir müddet sonra dış politika ge­reği vazifesinden alındı (2 Mayıs 1855). Kı­rım savaşının devamı, 18 Şubat 1856 ta­rihli Islahat Fermanfnın hazırlanışı ve Paris Antlaşması (30 Mart 1856) gibi önemli gelişmeleri dışarıdan takip etmek zorunda kaldı. İslahat Fermanı'nın antlaşma met­ninde zikredilmesini eleştirmesi biraz da bu durumundan kaynaklanan bir davranış olarak değerlendirilir. Mısır'a yaptığı se­yahat dönüşünde beşinci defa sadârete getirildi (1 Kasım 1856). Paris Antlaşma­sı uyarınca Memleketeyn"de yapılan divan seçimlerini birleşme aleyhtarı kesimlerin kazanmasına itiraz eden Fransa'nın bas­kıları sonucunda, kararı meşru saymakta ısrar etmesi sebebiyle yine siyaseten azli gerekli görüldü (1 Ağustos 1857). Krizin Fransa'nın arzusuna göre geçiştirilmesin­den sonra altıncı defa sadrazam oldu (22 Ekim 1857). Kısa süren bu son sadâreti, başta yetiştirmeleri olan Mehmed Emin Âlî ve Keçecizâde Fuad paşalar olmak üze­re bütün siyasî rakipleriyle barışıklık içinde geçti ve bir kalp krizi neticesinde 21 Ce-mâziyelevvel 1274'te (7 Ocak 1858] vefat etti. Türbesi Beyazıt Camii Külliyesi yanın­dadır.

Mustafa Reşid Paşa, Tanzimat dönemi­nin az sayıdaki misyon sahibi devlet adam-lamdandır. Cevdet Paşa'nın deyişiyle "ef­kârı neşr-i maârif, ta'mîm-i terbiye ile ve devleti usûl-i cedîde-i Avrupa'ya tevfîkan tanzim etmek" kanaatine sahipti. Bunu devletin ayakta kalmasının başlıca şartı olarak görmekteydi. Dolayısıyla ıslahatçı­lığı III. Selim devrinden beri kendisini his­settiren zaruretin kaçınılmaz bir sonucu­dur. Bu anlamda II. Mahmud tarafından cesaretlendirilmiş ve halefi Abdülmecid de onu desteklemiştir. İcraatında Koca Hüsrev, Fethi, Damad Said ve Mehmed Ali pasaların başını çektiği eski düzen ve zihni­yet taraftarlarının düşmanlığını çekmiş, siyasî hayatı büyük ölçüde bunlarla uğraş­makla geçmiş, göreve tayin ve azillerinde bu çekişmelerin önemli payı olmuştur. Âlî ve Fuad paşalar tarafından da zihniyet iti­bariyle olmasa bile şahsî çekişmelerden ötürü yeterince desteklenmemiştir. Reşid Paşa, özellikle Koca Hüsrev Paşa'nın nüfu­zuna ve temsil ettiği zihniyete karşı mü­cadele etmek zorunda kalmıştır. II. Mah­mud devrindeki üstün konumunu Abdül­mecid döneminde de sürdürmeye çalışan, muhafazakâr cephenin yenileşme karşıt­larını etrafında toplayan Koca Hüsrev Pa­şa, Reşid Paşa'nın reformcu zihniyet ve girişimleri karşısında önemli bir engel teş­kil etmiştir.

Reşid Paşa'nın en çok dikkat çeken özel­liklerinden biri Tanzimat Fermani'nın ilâ­nını sağlamış olmasıdır. Bu önemli işin so­rumluluğunu, toplanan bir genel meclis­te fermana esas teşkil etmek üzere kabul edilen metnin altında imzası bulunan otuz sekiz devlet ricâliyle paylaşmış olmasını [51] kabul edilen ve dolayısıyla ilân edilen metnin bizzat padi­şahın ve iştirak eden ricalin yeminli ona­yından geçtiğini dikkate almak gerekir. Ancak bu husus kendisinin fermanın ilâ-nındaki etkin rolünü ve önemini azaltmaz. Bununla beraber Tanzimat'a giden yola II. Mahmud devrinin son dönemlerinde gi­rildiği, "Tanzîmât-ı Hayriyye" binasının te­melinin II. Mahmud devrinde kurulduğu [52] gözden kaçırılmamalıdır. Mustafa Reşid Paşa'nın o sırada sadrazam bulunan Koca Hüsrev Paşa ve çevresinde­kilerin samimi olmayan tutumlarına karşı direnmesi fermanın ilânı kadar uygulan­masıyla ilgili girişimlere damgasını vur­muş, kendisini haklı olarak öne çıkarmış­tır, Tanzimat'ın, devlet ricalinin önemli bir kısmı tarafından Mısır meselesinin arzet-tiği sıkışıklıktan kurtulmanın bir çaresi ola­rak görülmesi, benimsenmesindeki sami­miyetsizliğin ve uygulanmasındaki istik­rarsızlığın sebebini oluşturacaktır. Aynı zamanda Reşid Paşa'nın uğradığı aziller se­bebiyle de hızını ve özünü giderek kaybe­decektir. Bu anlamda daha sonraları Re­şid Paşa'nm "medeniyet peygamberi, sul­tana haddini bildiren kanun adamı" gibi sıfatlarla takdim edilmesi, Genç Osmanlı-lar'dan Jön Türkler'e kadar uzanan zaman dilimi içindeki siyasî söylemlerdendir. Bu dönemlerde reformculuğu itibariyle II. Mahmud'dan üstün gösterilmeye çalışıl­ması ise abartıdan başka bir şey değildir. Bu tür söylemler, onun başını Koca Hüsrev Paşa'nın çektiği muhafazakâr kesim karşısında oturtulması halinde doğru ola­bilir.

Mustafa Reşid Paşa'nın devletin beka­sını büyük devletler arasındaki dengede görmesi dış siyasetin ana çizgisinin belir­lenmesinde hayatî bir önem taşır. Diğer devletlere nazaran İngiltere'nin ekonomik ve askerî üstünlüğüne inanmaktadır ve ik­tidarda bulunduğu sıralarda icraatına bu gerçek doğrultusunda yön vermiştir. Bu anlamda da İngiltere tarafından himaye edilir.[53] Kırım savaşı sırasın­da ve savaştan sonra Fransa etkisinin his­sedilir derecede artması söz konusu oldu­ğundan iktidardan uzaklaştırılması kaçı­nılmaz olmuştur. Rusya'nın zararsız halde tutulması, bu iki devletin siyasetine itibar gösterilmesi yoluyla sağlanmaya çalışıldı­ğından hem iç ve dış politikada hem dev­let ricali arasında İngiliz ve Fransız yanlısı olma hali giderek artan bir şekilde kendini göstermiştir. Bu devletlerden birine da­yanılması, Özellikle şahsî ikbal kapısının da açılmasına yarayan bir hizipleşme olarak ağırlığını hissettirmeye başlamış ve impa­ratorluğun son dönemlerindeki çaresizlik aşamalarına kadar artan bir şekilde devam etmiştir. Reşid Paşa ile açılan yolun bu gi­dişin başlangıcını teşkil ettiği söylenebilir. Paşanın devlet politikası yanında şahsî ik­bali için iş birliği içinde bulunduğu İngiliz elçisi Stratford Canning ile olan yakınlığı da buna bir delil şeklinde ileri sürülür.

Tanzimat'ın ilânı dışında 1848 mülteci­ler meselesindeki tutumu ve 1853 Kırım savaşında İngiltere ile Fransa'nın mütte­fik olarak kazanılması önemli başarılarındandır. 1836 İslahat Fermanı'nın Paris Ant-laşması'nda zikredilmesine yaptığı tenkit Âlî Paşa'ya duyduğu şahsî rekabet hissiyle abartılmıştır, zira böyle bir fermanın ilânına kendisi de olumlu bakmaktaydı. Bu­nunla beraber onun fermanın içeriğiyle ilgili görüş ve tenkitlerindeki haklılık payı yüksektir. Mustafa Reşid Paşa, gayri müs-lim tebaaya tanınan hakların beklenenin ve gerekenin çok üstünde olduğu kanaa­tindedir. Müslümanlarla olan dengenin aniden bozulmasını sakıncalı görür ve tep­kilere yol açacağı hususunda uyarılarda bulunur. Bu bağlamda hıristiyanlara ta­nınan "müsâvât-ı kâmile" ve "âzâd-ı tam" üzerinde özellikle durmuştur. Paris Ant­laşması metninde yer alan müsâvât-ı kâ­mile ifadesini siyasî haklar cümlesinden görür ve müslümanlarla hıristiyanlar ara­sında her hususta eşitlik bulunmasının devletin geleceğini tehlikeye sokacağını ileri sürer. Gayri müslim halka tam ser­bestlik tanınmasını ise devletin 600 yıllık rengine tamamen zıt ve muhalif olan di­ğer bir renge sokacağı ve müslümanlarla hıristiyanlar arasında kavgalara yol açacağı öngörüsünde bulunmuştur. Gerçek­ten 1856 Islahat Fermanı'nın tatbiki se­bebiyle çıkan meseleler ve çatışmalar Re­şid Paşa'nın endişelerini haklı çıkarmış­tır.

Devlet imkânlarının şahsî zenginlikler için istismar edilmesi Tanzimat ricalinin önlemeye azmettiği ilkelerinden olmakla beraber bu hususta kendisinin de iyi bir örnek teşkil ettiğini söylemek mümkün değildir. Saraya yaklaşarak nüfuz ve zen­ginlik sağlama temayülü dikkati çeker. Oğ­lu Ali Galib Paşa'nın damatlığı da bu an­lamdadır. Şahsen sakin tabiatlı ve nazik, zeki ve yetenekli bir idareci olmakla bera­ber kendisine yapılanları unutmaz ve fırsat çıktıkça karşılık vermekten kaçınmazdı. Abdülmecid'in zayıf şahsiyeti ricalin açık bir şekilde birbiriyle çekişmesine imkân vermiştir.

Mustafa Reşid Paşa, resmî yazışmanın sadeleştirilmesinde ve herkesin anlayaca­ğı şekilde "kaba Türkçe" olarak yazılma­sında [54] öncülük et­miştir. İki evlilik yapmış olan paşanın ilk eşi Mısır divan efendisinin kızı Emine Ha-nım'dır. İki yıl sonra zengince bir kadın olan, eniştesi Ali Paşa'nın hanesinden çık­ma Âdile Hanım'la evlenmek üzere ilk eşin­den ayrılmıştır. Mehmed Cemil (ilk eşin­den), Mahmud Mazhar, Ahmed Celâl, Ali Galib ve Salih adlı beş oğlu olmuştur. Meh­med Cemil Paşa üç defa Paris sefirliğinde bulunmuştur. Küçük oğlu Salih Bey, Hariciye Mektûbî ve Âmedî kalemlerinde çalış­mıştır. Âli ve Fuad paşalar dışında Ahmed Vefik Paşa'nın ve özellikle Cevdet Paşa'­nın da hâmiliğini yapmıştır. Devrin önemli isimlerinden Şeyhülislâm Arif Hikmet Beyefendi kendisinin önemli dayanakların­dan biridir.

 
Bibliyografya:
 

Porter, Ttırkey: Its Hİstory and Progress, London 1854, 11, 253-268; Cevdet. Tezâkir, IV, 23-24, 28-29, 40, 58-59, 61, 63, 72, 73, 75; Lutfî, Tarih, VI, 36; Reşid Paşa Merhumun Âsâr-ı Si-yâsiyyesi, İstanbul 1305; Mehmed Selâhaddin, Bir Türk Diplomatının Evrâk-ı Siyâsiyyesi, İs­tanbul 1306; Ed. Engelhard, Türkiye ue Tan­zimat (trc. Ali Reşad], İstanbul 1328, tür.yer.; Abdurrahman Şeref. Tarih Musahabeleri, İs­tanbul 1339, s. 75-87; Ali Rıza - Mehmed Galib, Geçen Asırda Devlet Adamlarımız (haz. Fah­ri Çetin Derin), İstanbul 1977, 1, 35-38; Ali Fu­at [Türkgeldi], Ricâl-i Mühimme-i Siyâsiyye, İstanbul 1928, s. 6-55; a.mlf., MesM-i Mühimme-İ Siyâsiyye (haz. Bekir Sıtkı Baykal), Ankan 1987, Mil, tür.yer.; Cavit Baysun, "Mustafa Reşİ Paşa", Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 709, 723 746; Reşat Kaynar. Mustafa Reşit Paşa ve Tan zimat, Ankara 1954, tür.yer.; Enver Behnan Şa polyo. Mustafa Reşit Paşa oe Tanzimat Devri Ta rihi, İstanbul, ts. (Güven Yayınevi|, tür.yer.; Mm lafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Biidirileı Ankara 1987; Bayram Kodaman, Les ambassc des de Moustapha Rechid Pacha â Paris, Anka ra 1991; Ali Akyıldız. Tanzimat Dönemi Osmar lı Merkez Teşkilâtında Reform (1836-1856), is tanbul 1993, tür.yer.; Yüksel Çetin. Hüsrev Met met Paşa, Siyasi Hayatı ve Askeri Faaliyetler 1756-1855 (doktora tezi, 2005), İÜ Sosya! Bilirr ler Enstitüsü; Ercümend Kuran, "Reşid Paşa' İA, IX, 701-705; E. J. Zürcher, "Reşhid Paşha' £P(İng.)rVlll, 484-486.   

 


Logged

Robot Linkler
Altarnatif Linkler
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 14312


View Profile
Re: Mustafa Reşid Paşa
« Posted on: 04 Eylül 2010, 17:05:10 »

Logged
Etiket:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: